YAZILAR
YAZI KATEGORİLERi : Tümü · Mesleki · Yurtdışı · Serbest 
 Madison'dan Merhaba
10 Nisan 2003, Perşembe 
 Yurt Dışı 
Bir çoğunuz beni tanıyorsunuz. 1998 yılından beri, mezun olduğum İTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü´nde Araştırma Görevlisi olarak çalışıyorum. 1 Eylül 2002´den beri görevime, Wisconsin Üniversitesi, Ziraat Mühendisliği Bölümü´nde devam ediyorum. Kendimin de inanamadığı bir şekilde YÖK bursu alarak, Amerika´ya geldim. Neden inanamadığımı da hemen söyleyeyim: Ne bölüm birincisiydim, ne de İngilizcem çok iyiydi. Bu demek oluyor ki eğer yeterince isterseniz ve çabalarsanız, hayatta her şeyi yapabilirsiniz. Bunu bana, en umutsuz zamanlarımdan birinde Onur Bey de söylemişti. Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi, insan üzgün ve yılgın anlarında böyle şeyler duyduğunda ilk önce inanası gelmiyor, yapamayacağını düşünüyor. Ama öyle değil. Gerçekten isterseniz, çalışarak her hayalinizi gerçekleştirebilirisiniz.

Şimdi sizlere doktora yaptığım Madison şehrini ve bulunduğum üniversiteyi, gözlemlerimle beraber anlatmak istiyorum.

Ben o kadar inanamiyordum ki Amerika´ya gideceğime, içimden "uçağa bininceye kadar gideceğime inanmayacağım" diyordum. Önce 3.5 saatlik İstanbul-Amsterdam, sonra da yaklaşık 8 saatlik Amsterdam-Chicago uçuşundan sonra, artık Amerika´da olduğuma ben de inandım. Uçaktan indiğim zamandan havaalanından çıkışa kadar hiçbir zorlukla karşılaşmadım. Ne üstüm başım ne de bavullarım, bana önceden söylendiği gibi, didik didik arandı. Aslına bakarsanız İstanbul´da havalimanına girmek için daha çok çaba sarfetmem gerekmişti. Bavulumun dibindeki kör bir meyve bıçağı için, bütün bavulum açıldı, "bulunan suç aleti" için zabıt tutulup, imzalandı. Bu arada allahtan uçağı kaçırmadım.

Havaalanı çıkışında, önceden yaptığım araştırmaya göre hangi kapıdan çıkacağımı bildiğim için, az bir beklemeden sonra bineceğim otobüsün içindeydim. O zamana kadar belki heyecandan jet-lagi farketmemiştim. Ama otobüs yolculuğu sırasında kendimi birden çok yorgun hissettim. Yolculuk da 3.5 saat sürecekti. Uykuya dalmışım. Sonra bir baktım son durağa, Madison´a, gelmişiz. Havanın çok güzel olduğu bir akşamüstü, kalacak bir yerim ve karşılayacak bir kimsem olmadığı için, bavullarımla öylece son durakta kalakaldım. Kendimi toplayıp, bir otel buldum. Bavullarımı bıraktıktan sonra Memorial Union´da nefis bir göl manzarası ve müzik eşliğinde akşam yemeği yedim. Burada bizlerin kantin dediği gibi iki büyük yer var. Biri Memorial Union, diğeri ise Union South. Buralara kantin dedim ama, içinde yemekhanenin, oyun salonlarının, öğrenci derneklerinin veya sadece öğrencilerin yapacağı faaliyetler için değişik boyutlarda bir sürü odanın olduğu, fotokopi çektirebileceğiniz yerlerin ve ücretsiz olarak internete bağlanabildiğiniz bilgisayarların bulunduğu, yemek yemek istemezseniz atıştırabileceğiniz yemek alternatiflerinin olduğu öğrenci yerlerinden bahsediyorum. Bu arada, kampüste, bir kütüphane hariç, hiçbir binaya girerken kimlik göstermeniz gerekmiyor. Zaten kampus de bizim bildiğimiz gibi duvarlarla çevrili değil. En güzeli ise kampusun, çok güzel ve seyre doyumu olmayan bir göl (Lake Mendota) (sağ köşedeki resim) kıyısında kurulmuş olması. Bu arada hemen belirteyim kampuste tam 35 tane kütüphane var. Bizim bölümün kütüphanesine ilk gittiğimde, özellikle bir şey araştırmadığım halde, üç saat çıkamadım.

İlk akşam bir güzel uyudum, sabah dinlendiğimi sanıyordum ama öğleden sonra birden yorulduğumu hissettim. Sonradan farkettim ki jet lag etkisi bir hafta boyunca sürmüş. Neyse ertesi gün, Red Gym binasına giderek (bina gerçekten koyu kırmızı renkte bir bina), Madison´a geldiğimi (çünkü kanunen bunu bildirmek zorundaymışım), bu sene kayıt yaptırdığımı ve ders seçeceğimi, aynı zamanda da ev aradığımı söyledim. Red Gym binası, Memorial Union´ın yanında olup yukarıda saydığım benim başımda olan ve her yeni gelen uluslararası öğrencinin yaşayacağı bütün dertleri anlatıp, çözüm bulacağı bir yer. Zaten karşınızda da size yardım edenler, kampus içinde çalışan öğrenciler. Önce beni sakinleştirdiler. Yapmam gerekenleri sırayla, sabırla ve güleryüzle söylediler. Önce katılmamın zorunlu olduğu vize brifingini, sonra Union South´a gidip öğrenci kimliği almam ve, toefl sınavım düşük olduğundan bir ertesi gün yapılacak İngilizce sınavına girmem gerektiğini, ev konusunda da yardımcı olacaklarını söylediler. Allahtan tam zamanında gitmişim. Hem vize brifinginin hem de İngilizce sınavının sonuncusuymuş benim girdiklerim. Kaçırsam ne olurdu bilemiyorum. Sonra kendi bölümüme gidip, oradakilerle tanıştım. Zaten beni beklediklerini ve merak ettiklerini söyleyince hem çok şaşırdım, hem de sevindim. Sağolsun oradakiler de dersleri nasıl seçmem gerektiği konusunda yardımcı oldular. Ertesi gün, internette tanıştığım bir Türk arkadaşın sayesinde, kendime göre bir ev bulup hemen oraya taşındım. Zira kaldığım otel çok pahalı gelmişti bana. İki gün için, şu kaldığım evin kirasının neredeyse yarısını verdim. Siz siz olun buraya gelmek gibi bir planınız varsa, ilk etapta mutlaka bir arkadaşınızın yanında kalın, yoksa sonrası için paranız kalmayabilir.

Evi kiraladıktan ve derslere kayıt olduktan sonra biraz daha rahatladım. Derslerden arta kalan zamanlarda bölümün laboratuvarına gidiyorum. Laboratuvarlar, bölüm binasından ayrı bir yerde. Bu binada her hocanın ayrı bir laboratuvarı var. Lisansüstü öğrencisi olarak, kendi hocanızın laboratuvarındaki bilgisayarları, yazıcıyı ve diğer ofis malzemelerini ücretsiz olarak kullanabiliyorsunuz. Fotokopi ve şehir içi telefon da ücretsiz. Öğrenci kimliğinizle dönem başında size otobüs pasosu da veriyorlar. Bu Türkiye´dekine göre bayağı kolay bir proses. Bilmem kaç adet noter tasdikli nüfus kağıdı sureti, ikametgah adresi ya da ilmuhaberi, fotoğraf ve öğrenci olduğunuza dair bilumum belgeleri hazırlamanız gerekmiyor. Gidip öğrenci kimliğinizi gösteriyorsunuz, size hemen o anda otobüs pasosu veriyorlar (inanılmaz değil mi?). Öğrenci kimliği almak da çok kolay. Önce internetten sorunsuz olarak kayıt yaptırıp en az bir derse kaydoluyorsunuz, 24 saat sonra kimlik ofisine gidiyorsunuz, orada fotoğrafınız çekiliyor, imzanızı atıyorsunuz, bir iki dakika içinde kimliğinizi veriyorlar. Sizden, siz olduğunuza dair istedikleri tek belge pasaport veya sürücü belgesi, o kadar.

İlk hafta içinde buradaki hocam, çalışma grubuna iki yeni öğrenci katıldığı için, bir toplantı yaptı. Beni ve Çin´den gelen diğer öğrencisini grubuna tanıttı, diğerleri de yaptıkları çalışmalardan bahsettiler. Benim gibi yeni gelen bu Çinli kızın ismi Changhui (Resim 1). Şimdi kolayca yazıp söyleyebiliyorum ama ilk başta çok zorlanmıştım. İlk konuşmalarımızı tahmin edebilirsiniz. Ülkelerimizden, geleneklerimizden, oradaki yaşantımızdan konuşuyorduk. Birden laf nasıl açıldı bilmiyorum, futboldan konuşmaya başladık. Tabii ben hemen dünya üçüncüsü olduğumuzu söyledim. O da "tabii ki biliyorum, sizin bütün maçlarınızı seyrettim" demez mi? Daha da ilginci futbolcularımızı ve teknik direktörümüzü soyadlarıyla birlikte saydı. Ben de öyle bakakaldım. Ne kadar gururlandığımı tahmin edebilirsiniz sanırım. Changhui ile bu dönem bir dersi beraber alıyoruz, laboratuvarda da birlikte çalışıyoruz. Ve Madison´u birlikte keşfetmeye çalışıyoruz.

Duymuşsunuzdur, Amerikalıların Cadılar Bayramını (Halloween Day). Ben ismini biliyordum ama tam olarak ne anlama geldiğini ve niçin yaptıklarını bilmiyordum. Şimdi öğrendim. Eskiden İrlandalılar veya İskoçyalılar, sonbahar bitip kış mevsimi geldiğinde, günler kısaldığı ve karanlık erken bastığı için, kıştan korkuyorlarmış. Karanlıkta, evlerine kötü ruhların geldiğine inanıyorlarmış. Bu nedenle tam kışın geldiği günde, değişik kıyafetler giyip, acayip sesler çıkararak, kötü ruhların evlerinden bir kış boyunca uzak durmasını sağlamaya çalışıyorlarmış. Bilmiyorum bu gelenek orada devam ediyor mu, ama Amerika´da büyük bir heyecan ve sevinçle devam ediyor. Cadılar Bayramı´nda, her yaştan insan sokaklarda bunu kutluyor. Kimi süperman olmuş, kimi frankestain, kimi doktor böyle aklınıza gelebilecek her türlü değişik kıyafetle sokağa çıkıp, dans ediyorlar veya bağırıyorlar. Changhui ve ben de, ilk kez göreceğimiz için meraklıydık, "normal kıyafetlerimizle" sokağa çıkıp dolaşmaya başladık. Yolda gördüğümüz "kostümlü" bir çiftle fotoğraf çektirdik (Resim 2). Hemen belirteyim bu çift en normal giyinenlerdendi.

Buraya gelmeden önce yaptığım araştırmalar sayesinden tanıştığım bir dernek var: Madison Association of Turkish Students. Meral Hanım da Madison´da öğrenciyken bu dernekte görev almış. Ben de dönemin ilk toplantısına gittim, gittiğim gibi de dernek sekreteri oldum. Yönetim kurulu olarak ilk yapacağımız etkinlik, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı´nı kutlamaktı. Burada yapılan kutlamalara, sadece Türkler değil, Türkleri tanımak isteyen veya Türk dostu olan yabancılar da katılıyor. Dernek olarak çok paramız olmadığı için yemekleri kendimiz pişirdik (2 gün sürdü). O gece konuklarımız geldikten ve İstiklal Marşı´ndan sonra, dernek başkanımız Kerem Türkçe olarak ve ardından başkan yardımcımız Colleen İngilizce olarak, 29 Ekim´in anlam ve önemini içeren konuşmalar yaptılar. Yemek servisinden sonra eğlence başladı. Gecenin ilerleyen saatlerinde, bir baktım ki Amerikalılar, Türkler, hep birlikte halay çekiyoruz. Resimde de Kerem, Collen ve ben göbek atarken görünüyoruz (Resim 3). Ben o gece Colleen´e göbek atmayı bayağı bir öğrettim galiba.

Burada en sevdiğim şeylerden biri, beni tanıyanlar köpeklerden ne kadar korktuğumu bilirler, sokaklarda başıboş köpek olmaması, köpeği olanların onları tasma takarak gezdirmesi. Bunları yazarken Onur Bey´in köpeğiyle beni birkaç kez korkuttuğu aklıma geldi (sanırım Onur Bey bunları okurken gülümsüyordur). Kısaca burada köpek gördüğüm zaman hiç kaçmak zorunda kalmadım. Yalnız bir defa otobüsdeydim (Burada görme engelliler, kılavuz köpekleriyle beraber otobüse binebiliyor, ama ben bunu bilmiyordum). Otobüs kalabalıktı, ben de cam kenarı tarafında oturuyordum. Yani istediğim anda istediğim hamleyi yapabilecek durumda değildim. Tam önümdeki koltuk boştu ve o anda düşünebileceğim en son şey oldu. Bir görme engelli, kocaman köpeğiyle geldi ve oraya oturdu. Köpek eğitimli olduğu için hemen koltuk altına girdi. ama işe bakın ki yüzü arkaya yani bana dönük olarak oturdu. Ve yanımda oturan bayanla benim ayaklarımızı koklamaya başladı. O sırada nasıl oldu da çığlık atmadım bilemiyorum. Ama koltuğa yapıştım, kalkamıyorum da. Yanımdaki bayan bana dönüp "korkmayın, bunlar eğitimli köpeklerden, ısırmaz" dedi ama ben ineceğim durağa kadar yüzümün ne şekil aldığını tahmin ederek ve korkudan bağırmamak için kendimi zor tutarak dayandım (kocaman bir 5 dakika). Yanımdaki bayan da gülmemek için kendini zor tuttu.

Sokakta hiç başıboş kedi ve köpek yok ama bir sürü sincap var (Allahtan onlardan korkmuyorum, zaten onlar da evcil olmadıklarından ve bu nedenle insanların elinden yemek yemediklerinden peşinize düşüp kovalamıyorlar). Bu sincaplar durup sizinle konuşacakmış (sizi gördüklerinden hemen kaçmıyorlar, önce o kocaman ve sevimli, boncuk boncuk gözleriyle durup size bakıyorlar. Sanki ağızlarını açsalar size bir şeyler söyleyecek gibiler), yemek yerken masanıza gelecekmiş ve siz de onları kucağınıza alıp sevebilirmişsiniz gibi görünmelerine rağmen evcil değiller. Ama o kadar çoklar ki ve her yerdeler ki, sanki Madison´da değil küçük bir kasabada yaşıyoruz.

Bu köpek, sincap muhabbeti yapıp da, Madison´daki hayvanat bahçesi gezimin fotoğraflarını göstermezsem olmaz. İsmi, Henri Vilas Hayvanat Bahçesi ve çok güzel. Hayatımda daha önce (canlı olarak) görmediğim fok balığı, zebra, kaplan ve resimde görüldüğü üzere flamingoları görmüş oldum (Resim 4). Buradaki hayvanları görünce, Türkiye´dekiler gibi ağlayasınız gelmiyor. Gayet iyi görünüyorlardı ve onlar için olabildiğince doğal ortamlar sağlanmıştı.

Buraya gelmeden önce tabii ki herkes gibi Amerika´yı biliyordum. Veya bildiğimi sanıyormuşum. Burası hiç de daha önce düşündüğüm gibi bir yer değil. Kültürlerimiz çok farklı. Evet burada herkes bana yardımcı olmaya çalıştı (belki Türkler´den fazla), herkes birbirine karşı saygılı ve güleryüzlü. Ama bu güleryüzlülüğün arkasında, bizim insanımız gibi içtenlik yok, sadece kibarlar o kadar. Ya da ben şimdi Türkiye´yi ve sevdiklerimi çok özledim, bana öyle geliyor bilemiyorum. Ama şuna eminim ki Amerika´ya ve Amerikan kültürüne alışmam biraz zaman alacak.

Her ne sebep için (okumak, gezmek veya iş için) olursa olsun buraya gelmeyi düşünen arkadaşlar varsa elimden geldiği kadar yardımcı olacağımı, deneyimlerimi ve gözlemlerimi paylaşacağımı bilmenizi isterim. Eğer buraya gelmeyi çok istiyor ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız da yardımcı olabilirim. Buraya gelmek, benim de eskiden düşündüğüm gibi, çok zor değilmiş. Sadece buraya ne için geleceğinizi belirlemeniz ve buraya gelmeden önce bağlantılarınızı yapmış olmanız gerek. Benim yaptığım gibi, "acaba şu hocaya mail atsam ne der, ne cevap verir" veya "ben oraya gitsem yapabilir miyim" sorularıyla hiç vakit kaybetmeyin. Diğer alanlardaki iş durumunu çok iyi bilmiyorum ama, eğer üniversitede okumak/okumak-çalışmak gibi bir düşünceniz varsa, bunun için istediğiniz gibi bir imkan bulabilirmişsiniz gibi geliyor bana. Çalışma alanınızı yakın gördüğünüz her hocaya mail atın, size mutlaka cevap verecektir. Eğitim yönünden de buradaki hiçbirşeyi gözünüzde büyütmeyin. Bizim İTÜ Gıda Mühendisliği bölümünde aldığımız eğitim, değil Amerika´da, anladım ki, bütün dünyada geçerli. Ben hiçbir şekilde bilgi yönünden veya bilgiye nasıl ulaşabileceğini ve bilgiyi nasıl kullanacağını bilme konularında kimseden geri olmadığımızı hatta ileri olduğumuzu gördüm.

Üniversiteden beri kurduğum "Amerika" hayallerimi gerçekleştirmeme yardımcı olan, başta Prof. Dr. Özgül EVRANUZ, Prof. Dr. Onur DEVRES ve Prof. Dr. Dilek HEPERKAN olmak üzere, bütün hocalarıma çok teşekkür ederim. Lisans öğrenciliğimden beri, kendime hem kişilik olarak hem de bilimsel alanda örnek aldığım, bitirme ve yüksek lisans tez danışmanım Doç. Dr. Mehmet AK´a da çok teşekkür ederim. Onun öğrencisi olmak, hayatımdaki en büyük şanslardan biri. Ömür boyu, öğrencisi olarak kalıp, onu örnek almaya devam edeceğim.
Herkese sevgilerimle,

Filiz Lokumcu
flokumcu@wisc.edu


          Filiz Lokumcu (1997 Mezunu)

Resim 1
Resim 2
Resim 3
Resim 4

Diğer Yazıları
 
geri

yukarı 
7 Eylül 2010
Salı

İ.T.Ü.

devres.net

İTÜ GIDA MÜH.

Elimko

.:. ana sayfa .:. editörden .:. mezunlar .:. öğrenciler .:. yazılar .:. firmalar .:. eleman-iş .:.
.:. haberler .:. duyurular .:. öğrencilerin köşesi .:. linkler .:. gülmece .:. albüm .:. forum .:.


TAYBO.NET